Skip to content

Bu Yazı (421 gün) 26 Mart 2011 Tarihinde yazılmıştır. | 190 Kere Gösterilmiştir.

Yeni Kelime – 7

refrigerator|buzdolabı| doldrums(2)|0|A
refugee|mülteci| doldrums(2)|0|A
refund|parayı iade etmek| doldrums(2)|0|A
refuse|reddetmek| doldrums(2)|0|A
regard|saygı (=respect); göz önünde bulundurmak| doldrums(2)|0|A
regardless of|-i düşünmeden, -e bakmaksızın, -e aldırmadan| doldrums(2)|0|A
regardless|her şeye rağmen; ne olursa olsun| doldrums(2)|0|A
regeneration|yeniden üretim, rejenerasyon| doldrums(2)|0|A
regional|bölgesel| doldrums(2)|0|A
register|sicil,kütük; kaydetmek| doldrums(2)|0|A
regret|pişmanlık; üzüntü| doldrums(2)|0|A
regretful|pişman, üzgün (=remorseful)| doldrums(2)|0|A
regrettable|üzücü, üzüntü/keder/esef verici| doldrums(2)|0|A
regular|düzenli, devamlı| doldrums(2)|0|A
regularly|düzenli bir şekilde *** on a regular basis=düzenli bir şekilde| doldrums(2)|0|A
regulate|düzene sokmak| doldrums(2)|0|A
rehabilitate|ıslah etmek| doldrums(2)|0|A
rehearse|prova yapmak ***rehearsal=prova| doldrums(2)|0|A
reheat|yeniden ısıtmak| doldrums(2)|0|A
reject|red etmek (=turn down)| doldrums(2)|0|A
rejection|ret, kabul etmeme (=refusal)| doldrums(2)|0|A
rejuvenate|gençleştirmek| doldrums(2)|0|A
relate|rivayet etmek, anlatmak, aktarmak; ilişkili / alakalı olmak| doldrums(2)|0|A
relation|bağ, ilişki, ilgi| doldrums(2)|0|A
relative|akraba, bağıntılı| doldrums(2)|0|A
relax|rahat, rahatlamak| doldrums(2)|0|A
relay|naklen yayınlamak| doldrums(2)|0|A
release|serbest bırakmak, salmak (=let out)| doldrums(2)|0|A
relentless|merhametsiz; amansız, hummalı, aralıksız devam eden| doldrums(2)|0|A
relevance|ilgililik, uygunluk, anlamlılık| doldrums(2)|0|A
relief|rahatlama, ferahlama ***relief work=afet kurtarma ekibi| doldrums(2)|0|A
relocate|yerini değiştirmek, yerinden etmek (=displace)| doldrums(2)|0|A
reluctant|isteksiz (=unwilling)| doldrums(2)|0|A
remain|kalıntı| doldrums(2)|0|A
remark|söylemek, belirtmek; düşünce, fikir| doldrums(2)|0|A
remarkable|dikkate değer; olağanüstü| doldrums(2)|0|A
remember|hatırlamak| doldrums(2)|0|A
remembrance|anma, hatırlama, yad etme (=commemoration)| doldrums(2)|0|A
reminiscent of|andıran, hatırlatan, anımsatan (=suggestive of)| doldrums(2)|0|A
remote|uzak, ırak; ıssız, ücra ***remote control=uzaktan kumanda| doldrums(2)|0|A
removal|çıkarılma, sökülme, kaldırılma; temizlenme; taşınma| doldrums(2)|0|A
remove|çıkarmak, sökmek, kaldırmak; temizlemek; taşımak| doldrums(2)|0|A
remove|silmek| doldrums(2)|0|A
render|ifa etmek| doldrums(2)|0|A
renegotiate|yeniden uzlaşmak| doldrums(2)|0|A
renounce|terk etmek, vazgeçmek| doldrums(2)|0|A
renovate|yenilemek| doldrums(2)|0|A
rent|kira (bedeli); kiralamak| doldrums(2)|0|A
reorganize|yeniden organize etmek| doldrums(2)|0|A
repair|onarmak, tamir etmek| doldrums(2)|0|A
repeat|tekrar, tekrar etmek| doldrums(2)|0|A
repeatedly|defalarca, tekrar tekrar (=continually, constantly)| doldrums(2)|0|A
repetitive|monoton, sıkıcı| doldrums(2)|0|A
replace (with)|eski yerine koymak; …ile değiştirmek| doldrums(2)|0|A
replace|yer değiştirmek| doldrums(2)|0|A
replenish|yeniden doldurmak, ikmâl etmek| doldrums(2)|0|A
replica|aslına çok benzeyen kopya, benzeri| doldrums(2)|0|A
replicate|katlamak; kopya etm; cevap vermek| doldrums(2)|0|A
replicate|türemek; hücre bölünmesiyle çoğalmak| doldrums(2)|0|A
reply|cevap vermek| doldrums(2)|0|A
report|rapor; rapor etmek, haber yazmak| doldrums(2)|0|A
reporter|röportaj yapan kişi, muhabir| doldrums(2)|0|A
represent|simgelemek, temsil etmek, göstermek| doldrums(2)|0|A
reputation|şöhret, ün, itibar| doldrums(2)|0|A
request|rica etmek| doldrums(2)|0|A
request|rica, talep; rica etmek, gerektirmek| doldrums(2)|0|A
require|dilemek istemek| doldrums(2)|0|A
require|gerektirmek (=necessitate)| doldrums(2)|0|A
requirement|ihtiyaç, gereksinim| doldrums(2)|0|A
research|araştırma, inceleme; araştırmak| doldrums(2)|0|A
resentful|alıngan, darılmış| doldrums(2)|0|A
reservation|yer ayırtma| doldrums(2)|0|A
reserve|yer ayırtmak| doldrums(2)|0|A
reside|ikamet etmek, yerleşmek| doldrums(2)|0|A
residence|ev, mesken, konut| doldrums(2)|0|A
resident|bir yerde ikamet eden, halk (apartman, mahalle sakini vb)| doldrums(2)|0|A
resign from|— den istifa etmek ***resignation=istifa| doldrums(2)|0|A
resolve|çözmek (=sort out); karar vermek; tekrar çözmek| doldrums(2)|0|A
resort|son çare olarak bir şeye başvurmak; tatil yeri/beldesi| doldrums(2)|0|A
respond|cevaplamak| doldrums(2)|0|A
response|karşılık, cevap| doldrums(2)|0|A
responsibility|sorumluluk| doldrums(2)|0|A
responsible|sorumlu| doldrums(2)|0|A
rest|dinlenme, istirahat| doldrums(2)|0|A
restaurant|lokanta| doldrums(2)|0|A
restlessness|huzursuzluk, içinin rahat olmaması X calmness| doldrums(2)|0|A
restore|yenilemek| doldrums(2)|0|A
restriction|şart; kısıtlama, sınırlama| doldrums(2)|0|A
restructure|yeniden tasarımlamak| doldrums(2)|0|A
result from|-den meydana gelmek| doldrums(2)|0|A
result|netice, sonuç (=outcome)| doldrums(2)|0|A
resume|geri almak; yeniden kullanmaya başlamak| doldrums(2)|0|A
resume|hulasa, özet; eski halini almak; yeniden başlamak veya devam etmek| doldrums(2)|0|A
retain|alıkoymak; kullanmak| doldrums(2)|0|A
retention|act of keeping possession; maintenance, act of holding| doldrums(2)|0|A
retention|alıkoyma, hatırlama yeteneği, zihinde tutma; (tıb.) idrar tutulması| doldrums(2)|0|A
retention|Alm: Einbehalten; Erhaltung; Festhalten; Zurückbehalten; Beibehaltung| doldrums(2)|0|A
retention|memory, capacity to remember| doldrums(2)|0|A
retire|çekilmek, emekliye ayrılmak, geri çekmek| doldrums(2)|0|A
retired|emekli| doldrums(2)|0|A
retirement|emeklilik| doldrums(2)|0|A
retrieve|geri almak| doldrums(2)|0|A
return|geri dönmek| doldrums(2)|0|A
revamp|yenilemek, değişiklik yapmak| doldrums(2)|0|A
reveal|açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak (=disclose, display)| doldrums(2)|0|A
revenge|intikam, intikam almak *** take revenge on=intikam almak| doldrums(2)|0|A
review|eleştirmek| doldrums(2)|0|A
revise|gözden geçirmek| doldrums(2)|0|A
revitalize|güçlendirmek| doldrums(2)|0|A
revive|yeniden canlandırmak| doldrums(2)|0|A
revolve (about)|etrafında dönmek| doldrums(2)|0|A
revolve|dönmek; döndürmek, çevirmek| doldrums(2)|0|A
reward|ödül; ödüllendirmek *** rewarding=tatmin edici (iş vb)| doldrums(2)|0|A
rewrite|yeniden yazmak, daha iyi biçimde yazmak| doldrums(2)|0|A
rice|pirinç, pilav| doldrums(2)|0|A
rich|zengin, varlıklı| doldrums(2)|0|A
riddle|bilmece; sır, giz. Alm:Rätsel; Sieb; lösen; sieben; durchstechen; zertrümmern| doldrums(2)|0|A
ride|(at, bisiklet vb) binmek| doldrums(2)|0|A
right|doğru, dürüst| doldrums(2)|0|A
rightfully|haklı olarak, haklı yere X wantonly=durduk yere, sebepsiz yere| doldrums(2)|0|A
ring|çalmak, telefon etmek| doldrums(2)|0|A
rinse|(saçı hafifçe boyamak için kullanılan) boya| doldrums(2)|0|A
rinse|çalkalama(k), durulama(k); suyla yıkayarak -i temizlemek| doldrums(2)|0|A
rise|ortaya çıkmak; artmak, yükselmek| doldrums(2)|0|A
risk|tehlikeye atlamak| doldrums(2)|0|A
river|ırmak, nehir| doldrums(2)|0|A
road|kara yolu| doldrums(2)|0|A
roast|fırında veya ateşte kızartmak| doldrums(2)|0|A
rob somebody of something|birini soymak ***robbery=soygun| doldrums(2)|0|A
rob|soymak, çalmak, gaspetmek| doldrums(2)|0|A
robber|hırsız, soyguncu| doldrums(2)|0|A
robbery|soygun| doldrums(2)|0|A
robust|turp gibi, sapasağlam| doldrums(2)|0|A
rock-singer|rock şarkıcısı| doldrums(2)|0|A
rod|Alm: f Rute; m Stab; f Stange; m Stock| doldrums(2)|0|A
rod|stick, shaft; stick or bundle of twigs used for whipping; punishment; pistol| doldrums(2)|0|A
rod|stok, mevcut mal; hisse senedi; agaç gövdesi, kütük; sopa, değnek| doldrums(2)|0|A
role|rol| doldrums(2)|0|A
roleplay|canlandırarak oynamak| doldrums(2)|0|A
room|oda, boşluk| doldrums(2)|0|A
rough|(deniz/okyanus için) dalgalı, fırtınalı| doldrums(2)|0|A
rough|kaba pürüzlü (zemin, yüzey vb); nazik olmayan, sakar bir şekilde| doldrums(2)|0|A
roughly|kabaca; aşağı yukarı; pürüzlü| doldrums(2)|0|A
round|yuvarlak, çevreye, etrafa| doldrums(2)|0|A
round-trip|gidiş-dönüş yolculuğu, bileti| doldrums(2)|0|A
routine|rutin, tek düze| doldrums(2)|0|A
rubble|enkaz, yığın (=wreckage)| doldrums(2)|0|A
rule|kural| doldrums(2)|0|A
ruler|cetvel| doldrums(2)|0|A
run|koşmak, çalıştırmak| doldrums(2)|0|A
running shoes|koşu ayakkabısı| doldrums(2)|0|A
rush|hızla hareket etmek| doldrums(2)|0|A
rush-hour|yolların kalabalık olduğu saatler| doldrums(2)|0|A
rye|çavdar| doldrums(2)|0|A
sacrifice|adamak, kurban adamak| doldrums(2)|0|A
sad|üzgün, üzüntülü| doldrums(2)|0|A
safe|kasa; emin| doldrums(2)|0|A
sail|yelken; yelkenli; gemi ile yola çıkmak; havada uçurmak; n Segel; f Fahrt| doldrums(2)|0|A
sail|yelken| doldrums(2)|0|A
sake|hatır, uğur. Alm: n Ziel; m Grund; n Gefallen; n Nutzen| doldrums(2)|0|A
salad|salata| doldrums(2)|0|A
saladbar|salata barı| doldrums(2)|0|A
salary|maaş| doldrums(2)|0|A
sale|satış, indirimli satış| doldrums(2)|0|A
salesman|satış yapan adam| doldrums(2)|0|A
salute|selamlamak (=greet)| doldrums(2)|0|A
salvage|mal kurtarmak| doldrums(2)|0|A
same|aynı| doldrums(2)|0|A
sample|numune, örnek| doldrums(2)|0|A
sample|örnek, numune| doldrums(2)|0|A
sanction|onay, onaylama(k), izin, kabul; yaptırım, ceza| doldrums(2)|0|A
sandal|sandalet, çarık| doldrums(2)|0|A
sandwich|sandviç| doldrums(2)|0|A
satisfaction|tatmin, memnuniyet| doldrums(2)|0|A
satisfy|memnun etmek| doldrums(2)|0|A
saturate|doyurmak| doldrums(2)|0|A
saturday|cumartesi| doldrums(2)|0|A
sauce|sos| doldrums(2)|0|A
savage|vahşi| doldrums(2)|0|A
savant|alim, bilgin, hakim| doldrums(2)|0|A
save (money/time)|saklamak| doldrums(2)|0|A
save|tehlikeden kurtarmak, tasarruf etmek| doldrums(2)|0|A
say|söylemek| doldrums(2)|0|A
scald|kaynar suyla yakmak/haşlamak (el, kol vb)| doldrums(2)|0|A
scalp|kafa derisini yüzmek| doldrums(2)|0|A
scarce|seyrek, az| doldrums(2)|0|A
scarcely|hemen hemen hiç (=barely, hardly)| doldrums(2)|0|A
scarf|baş örtüsü, eşarp| doldrums(2)|0|A
scatter|saçmak, serpmek| doldrums(2)|0|A
sceptical|şüpheci| doldrums(2)|0|A
schedule|saatini saptamak, listeye kaydetmek; saatli program| doldrums(2)|0|A
school|okul| doldrums(2)|0|A
science|fen, bilim| doldrums(2)|0|A
science-fiction|bilim, kurgu| doldrums(2)|0|A
scientist|bilim adamı| doldrums(2)|0|A
score|skor; sayı; skoru yazmak| doldrums(2)|0|A
scratch|kazımak, tahriş etmek; tırmalamak| doldrums(2)|0|A
scream|çığlık atmak| doldrums(2)|0|A
screen|perdelemek, elemek| doldrums(2)|0|A
sculpture|heykel ***sculptor=heykeltırtaş| doldrums(2)|0|A
sea|deniz| doldrums(2)|0|A
seagull|martı. Alm: f Möwe, m Seemöve| doldrums(2)|0|A
seam|kıyafetlerin dikiş yerleri; (yara için) dikiş yeri| doldrums(2)|0|A
search|aramak araştırmak| doldrums(2)|0|A
seasick|deniz tutması| doldrums(2)|0|A
season|mevsim, sezon| doldrums(2)|0|A
seasonal|mevsimine uygun| doldrums(2)|0|A
seat|oturulacak yer| doldrums(2)|0|A
second|ikinci, saniye| doldrums(2)|0|A
secretary|sekreter| doldrums(2)|0|A
secure|güvenli, emniyetli (=safe); güvenceye almak| doldrums(2)|0|A
sedate|sakinleştirmek, yatıştırmak;sakin, soğukkanlı (=composed)| doldrums(2)|0|A
see|görmek| doldrums(2)|0|A
seed|tohum| doldrums(2)|0|A
seem|… görünmek, … gözükmek, -e benzemek| doldrums(2)|0|A
seems to agree|uygun gözükmekte| doldrums(2)|0|A
seize|baskınla ele geçirmek (=raid); (birinin kolunu vb) kavramak| doldrums(2)|0|A
seize|yakalamak, tutmak, kavramak, müsadere etmek| doldrums(2)|0|A
select|seçmek| doldrums(2)|0|A
self-finance|kendi kendine finanse etmek| doldrums(2)|0|A
sell|satmak| doldrums(2)|0|A
semester|ders yılı yarısı| doldrums(2)|0|A
send|göndermek| doldrums(2)|0|A
sense|duygu **sensitive=hassas, duygusal; mantık **sensible=mantıklı| doldrums(2)|0|A
sense|hissetmek| doldrums(2)|0|A
sentence|birini hapse/cezaya mahkum etmek; cümle| doldrums(2)|0|A
sentimental|duygusal (=emotional)| doldrums(2)|0|A
separate|ayrı; ayrı yaşamak| doldrums(2)|0|A
separated|ayrılmış,bölünmüş| doldrums(2)|0|A
september|eylül| doldrums(2)|0|A
sergeant|çavuş, komiser muavini| doldrums(2)|0|A
series|dizi, seri, sıra. Alm: serie| doldrums(2)|0|A
serve|hizmet vermek| doldrums(2)|0|A
service|bakımını sağlamak| doldrums(2)|0|A
session|oturum, celse| doldrums(2)|0|A
session|toplantının her bir oturumu| doldrums(2)|0|A
set out (on)|set off=yola çıkmak, yolculuğa çıkmak| doldrums(2)|0|A
set out|abreisen, aufbrechen; ausführlich darlegen, hervorheben| doldrums(2)|0|A
set out|begin to pursue a certain goal or direction; undertake, attempt| doldrums(2)|0|A
set out|koyulmak, kalkışmak; yola çıkmak, başlamak; düzenleme| doldrums(2)|0|A
settle|yerleştirmek, yerleşmek| doldrums(2)|0|A
settler|göçmen, yeni bir yere yerleşen| doldrums(2)|0|A
setup|kurmak| doldrums(2)|0|A
several|birçok, muhtelif| doldrums(2)|0|A
sew|dikiş dikmek| doldrums(2)|0|A
sewage|lağım, kanalizasyon| doldrums(2)|0|A
shade|gölgelik; renk tonu| doldrums(2)|0|A
shake|sallamak, sarsmak| doldrums(2)|0|A
shallow|sığ, yüzeysel| doldrums(2)|0|A
shampoo|şampuan| doldrums(2)|0|A
shape|Alm: f Form; f Figur; f Gestalt; f Lage; formen; gestalten; prägen; bearbeiten| doldrums(2)|0|A
shape|biçim, şekil, fizik; biçimlendirmek| doldrums(2)|0|A
shape|form; model; image; condition; fitness; mold; design;be formed, be molded| doldrums(2)|0|A
share|paylaşmak, hisse| doldrums(2)|0|A
sharpen|kesinleştirmek| doldrums(2)|0|A
she|o (dişi)| doldrums(2)|0|A
sheep|koyun(lar)| doldrums(2)|0|A
shelf|raf| doldrums(2)|0|A
shift|değiştirmek| doldrums(2)|0|A
shine|parlamak| doldrums(2)|0|A
ship|gemi; göndermek| doldrums(2)|0|A
shirt|gömlek| doldrums(2)|0|A
shoe|ayakkabı| doldrums(2)|0|A
shop|alış-veriş yapmak, dükkan| doldrums(2)|0|A
shopkeeper|dükkan sahibi| doldrums(2)|0|A
shopper|alış veriş yapan kimse| doldrums(2)|0|A
short|kısa, mesafe veya uzunluğu az| doldrums(2)|0|A
shortcoming|kusur, eksik, noksan| doldrums(2)|0|A
shorten|kısaltmak| doldrums(2)|0|A
shorthand|steno| doldrums(2)|0|A
shorts|şort| doldrums(2)|0|A
shoulder|omuz| doldrums(2)|0|A
show off|hava atmak| doldrums(2)|0|A
show|şov, gösteri; göstermek| doldrums(2)|0|A
shower|duş| doldrums(2)|0|A
shrimp|karides| doldrums(2)|0|A
shrinkage|büzülme, daralma| doldrums(2)|0|A
shuffle|karıştırmak ( iskambil kağıtlarını); ayak sürüyerek yürüme| doldrums(2)|0|A
shy|utangaç, mahçup| doldrums(2)|0|A
sick|hasta| doldrums(2)|0|A
side|kenar, taraf| doldrums(2)|0|A
sigh|iç çekmek *** a sigh of relief=derin/rahat bir nefes| doldrums(2)|0|A
sight|(aranan birini/bir şeyi) görmek| doldrums(2)|0|A
sight|Alm: beobachten; sehen; sichten; anvisieren; visieren| doldrums(2)|0|A
sight|Alm: f Sicht; m Blick; m Anblick, n Sehvermögen; f Sehenswürdigkeit| doldrums(2)|0|A
sight|görüş, görme yetisi; görünüş, manzara; görülecek yerler, turistik yerler| doldrums(2)|0|A
sign|işaret, levha; işaretlemek| doldrums(2)|0|A
significant|önemli, kayda değer; manalı, anlamlı| doldrums(2)|0|A
silence|sessizlik| doldrums(2)|0|A
silent|sessiz, sakin| doldrums(2)|0|A
silk|ipek| doldrums(2)|0|A
similar|benzer, aynı türden| doldrums(2)|0|A
similarity|benzerlik| doldrums(2)|0|A
simple|basit, kolay| doldrums(2)|0|A
simplicity|basitlik| doldrums(2)|0|A
simplify|kolaylaştırmak| doldrums(2)|0|A
simply|basit bir şekilde; sadece, yalnızca (=only, solely, merely)| doldrums(2)|0|A
simulate|taklit etmek *** simulation=taklit| doldrums(2)|0|A
Since emission requires|Yayınım gerektirdiğinde| doldrums(2)|0|A
sing|şarkı söylemek| doldrums(2)|0|A
singer|şarkıcı| doldrums(2)|0|A
single|bekar; tek| doldrums(2)|0|A
singular|tekil| doldrums(2)|0|A
sink|batmak; lavabo, musluk taşı| doldrums(2)|0|A
sir|efendim, bayım| doldrums(2)|0|A
sirloin steak|bir tür biftek| doldrums(2)|0|A
sister|kız kardeş| doldrums(2)|0|A
sister-in-law|görümce, baldız| doldrums(2)|0|A
sit|oturmak| doldrums(2)|0|A
site|yer, mevki; arsa| doldrums(2)|0|A
situate|konuşlandırmak, yerleşmek, yerleştirmek (=locate)| doldrums(2)|0|A
situation|durum, koşullar| doldrums(2)|0|A
size|(insan için) kıyafet bedeni; ebat, boyut| doldrums(2)|0|A
size|ölçü, beden| doldrums(2)|0|A
skate|paten| doldrums(2)|0|A
sketch|tarif etmek| doldrums(2)|0|A
ski|kayak. Alm: Ski laufen; Ski| doldrums(2)|0|A
ski|kayak| doldrums(2)|0|A
skill|beceri, yeti, istidat (=talent, ability)| doldrums(2)|0|A
sky|gökyüzü.Alm: m Himmel; m Horizont| doldrums(2)|0|A
sky|gökyüzü| doldrums(2)|0|A
slab|kalın dilim| doldrums(2)|0|A
slacks|bol, rahat pantalon| doldrums(2)|0|A
slaughter|kurban etmek, kesmek; öldürmek, cinayet işlemek (=murder)| doldrums(2)|0|A
slavery|kölelik| doldrums(2)|0|A
sleep|uyku, uyumak| doldrums(2)|0|A
sleeve|gömlek, gömlek kolu *** buy on the sleeve=veresiye satın almak    | doldrums(2)|0|A
slight|hafif, az| doldrums(2)|0|A
slip|kaymak *** slip of the tongue=dil sürçmesi| doldrums(2)|0|A
slip|Kısa kesilmiş, kısa biçilmiş,satış belgesi| doldrums(2)|0|A
slow|yavaş| doldrums(2)|0|A
small|küçük, ufak| doldrums(2)|0|A
smart|şık, zeki| doldrums(2)|0|A
smash|(cam, kapı vb) paramparça etmek, kırıp parçalamak| doldrums(2)|0|A
smile|gülümsemek| doldrums(2)|0|A
smoke|duman, sigara| doldrums(2)|0|A
smother|(yastık vb ile) boğmak; üzerini örtmek, kamufle etmek| doldrums(2)|0|A
snap|(fotoğrafçılıkta) poz| doldrums(2)|0|A
sneaker|spor ayakkabı| doldrums(2)|0|A
snow|kar, kar yağması| doldrums(2)|0|A
soak|act of soaking,act of saturating with water;state of being permeated with …| doldrums(2)|0|A
soak|Alm: in sich aufnehmen; eindringen; einsickern; auspressen, wuchern| doldrums(2)|0|A
soak|Alm: inspirieren, aufsaugen; herrschen; durchnäßt werden; aufsaugen| doldrums(2)|0|A
soak|immerse, dip; drench, saturate; moisten; absorb; permeate, penetrate| doldrums(2)|0|A
soak|liquid in which something is soaked; heavy drinker, drunkard| doldrums(2)|0|A
soak|suda bırakmak, ıslatmak, suya bastırmak, suya girmek, suda kalmak| doldrums(2)|0|A
soap|sabun ****soap opera=pembe dizi| doldrums(2)|0|A
soccer|futbol| doldrums(2)|0|A
sociable|sıcak kanlı, insanlarla çabuk kaynaşan| doldrums(2)|0|A
soda lime|a mixture of sodium and calcium hydroxides; absorbs liquids and gases| doldrums(2)|0|A
soda|soda| doldrums(2)|0|A
sofa|divan, sedir| doldrums(2)|0|A
solace|avutmak| doldrums(2)|0|A
solely|yalnızca, sadece| doldrums(2)|0|A
solidify|sağlamlaştırmak| doldrums(2)|0|A
solubility|çözünürlük| doldrums(2)|0|A
solve|çözmek| doldrums(2)|0|A
some|birkaç, bir miktar, bazı| doldrums(2)|0|A
someday|birgün| doldrums(2)|0|A
someone|birisi| doldrums(2)|0|A
something|birşey| doldrums(2)|0|A
sometime|gelecekte| doldrums(2)|0|A
sometimes|arasıra, bazen| doldrums(2)|0|A
somewhat|Almancası: ein bißchen; etwas| doldrums(2)|0|A
somewhat|biraz, bir dereceye kadar; bir parça, bir şey; önemli kimse veya şey| doldrums(2)|0|A
somewhere|bir yere, bir yerde; bir yer. Alm: irgendwo| doldrums(2)|0|A
son|erkek evlat| doldrums(2)|0|A
song|şarkı| doldrums(2)|0|A
soon|derhal, hemen, yakında| doldrums(2)|0|A
soothing|yatıştırıcı (=comforting, calming)| doldrums(2)|0|A
sorry|üzgün| doldrums(2)|0|A
sort|sınıflamak| doldrums(2)|0|A
sound|ses, seda, gürültü| doldrums(2)|0|A
soup|çorba| doldrums(2)|0|A
sour|ekşi| doldrums(2)|0|A
south pole|güney kutbu| doldrums(2)|0|A
south|güney| doldrums(2)|0|A
souvenir|hatıra eşya| doldrums(2)|0|A
soy sauce|soya sosu| doldrums(2)|0|A
spark|(birini bir şeye) teşvik etmek, sevketmek| doldrums(2)|0|A
spark|kıvılcım; kıvılcım saçmak; (spark off) -e neden olmak, -e yol açmak| doldrums(2)|0|A
spatial|uzaysal, konumsal| doldrums(2)|0|A
spatially separated|uzaysal, konumsal ayrılmış| doldrums(2)|0|A
speak|konuşmak| doldrums(2)|0|A
spearhead|öncü olmak| doldrums(2)|0|A
special|özel, belirli bir türden| doldrums(2)|0|A
speciality|uzmanlık, ihtisas| doldrums(2)|0|A
species|türler| doldrums(2)|0|A
specify|açıkça belirtmek| doldrums(2)|0|A
specimen|örnek, numune| doldrums(2)|0|A
spectacular|görkemli, muhteşem (=impressive, stunning)| doldrums(2)|0|A
speech|konuşma, söz söyleme; konuşma tarzı; konuşma, nutuk| doldrums(2)|0|A
speed limit|hız sınırı| doldrums(2)|0|A
speed|sürat, hız| doldrums(2)|0|A
spell|harfleri yazarak veya söyleyerek harflemek| doldrums(2)|0|A
spend|harcamak ( para vb)| doldrums(2)|0|A
spider|örümcek. Alm.f Spinne| doldrums(2)|0|A
spill|kaza ile dökmek| doldrums(2)|0|A
spillage|(yere vb) dökülen şey, döküntü (su vb)| doldrums(2)|0|A
spin|fırıl fırıl dönmek; (ip için) eğirmek| doldrums(2)|0|A
spinach|ıspanak| doldrums(2)|0|A
spine|omurga, belkemiği| doldrums(2)|0|A
spiritual|manevi, ruhani| doldrums(2)|0|A
spoiled|şımarık (=mischievous)| doldrums(2)|0|A
sports car|spor araba| doldrums(2)|0|A
sports|spor| doldrums(2)|0|A
spouse|eş (karı veya koca)| doldrums(2)|0|A
spread|yaymak, yayılmak ***widespread=geniş çaplı, yaygın| doldrums(2)|0|A
spring|bahar mevsimi; su kaynağı| doldrums(2)|0|A
spring|ilkbahar, kaplıca| doldrums(2)|0|A
sputtering|püskürtme| doldrums(2)|0|A
spy|casus| doldrums(2)|0|A
square mile|milkare| doldrums(2)|0|A
square|kare, alan, meydan| doldrums(2)|0|A
squash|ezme, ezmek, ezilmek| doldrums(2)|0|A
stability|istikrar, denge| doldrums(2)|0|A
stabilize|sağlamlaştırmak| doldrums(2)|0|A
staff|personel; eleman sağlamak| doldrums(2)|0|A
stage|sahne (tiyatro); aşama, merhale, derece| doldrums(2)|0|A
stamp|pul| doldrums(2)|0|A
stance|duruş| doldrums(2)|0|A
stand|ayakta durmak| doldrums(2)|0|A
star|yıldız| doldrums(2)|0|A
start|başlamak| doldrums(2)|0|A
startle|korkutmak, ürkütmek; şaşırtmak, affalatmak| doldrums(2)|0|A
state|devlet, eyalet| doldrums(2)|0|A
statement|söz, ifade; demeç *** give statement=ifade vermek| doldrums(2)|0|A
station|istasyon| doldrums(2)|0|A
stationary|sabit| doldrums(2)|0|A
statue|heykel| doldrums(2)|0|A
stay|kalmak| doldrums(2)|0|A
steadily|sabit bir şekilde, istikrarla (=constantly)| doldrums(2)|0|A
steak|biftek| doldrums(2)|0|A
steal|çalmak, hırsızlık yapmak| doldrums(2)|0|A
stealthily|hırsız gibi, sinsi bir şekilde (=sneakily)| doldrums(2)|0|A
steer|direksiyonda olmak, direksiyon kullanmak| doldrums(2)|0|A
stem|ağaç gövdesi *** stem from=— den kaynaklanmak| doldrums(2)|0|A
step|ayak basmak,adım atmak; kademe; seyyar merdiven;ayak sesi,ayak izi| doldrums(2)|0|A
stereo|müzik seti| doldrums(2)|0|A
still|hâlâ| doldrums(2)|0|A
stimulate|teşvik etmek, motive etmek (=encourage); (beyni) uyarmak| doldrums(2)|0|A
stir|karışıklık, kargaşa; karıştırmak ( çorba vb) ***Stir up=Kızıştırmak| doldrums(2)|0|A
stock|stok, mevcut mal| doldrums(2)|0|A
stoichiometry|calculation of the quantities of elements. Messung von Grundstoffen| doldrums(2)|0|A
stomach|mide| doldrums(2)|0|A
stop|dur, durma; durmak| doldrums(2)|0|A
store|dükkan; stok; depo; depolamak| doldrums(2)|0|A
storm|fırtına ***blizzard=kar fırtınası| doldrums(2)|0|A
story|öykü, hikaye| doldrums(2)|0|A
straight|doğruca, dosdoğru| doldrums(2)|0|A
straighten|düzeltmek| doldrums(2)|0|A
straightforward|açıksözlü| doldrums(2)|0|A
strange|garip, tuhaf| doldrums(2)|0|A
stranger|yabancı, tanımadık kimse| doldrums(2)|0|A
strawberry|çilek (Alm=f Erdbeere)| doldrums(2)|0|A
stray|başıboş aylak kimse; sokakta yaşayan kedi, köpek vb| doldrums(2)|0|A
streamline|verimlilik düzeyini arttırmak| doldrums(2)|0|A
street vendor|sokak satıcısı| doldrums(2)|0|A
street|cadde, sokak| doldrums(2)|0|A
strengthen|kuvvetlendirmek, güçlendirmek| doldrums(2)|0|A
stress|buhran, bunalım, stres; vurgulamak; zorlanma, gerilim| doldrums(2)|0|A
stretch|act of stretching; condition of being stretched; large expanse; stretchiness| doldrums(2)|0|A
stretch|Alm: Strecken; Dehnung; Spannung; Anspannung; Übertreibung| doldrums(2)|0|A
stretch|elasticity; duration of time; period of imprisonment| doldrums(2)|0|A
stretch|uzamak, uzanmak; germek| doldrums(2)|0|A
strike|grev *** on strike=grevde; darbe, vuruş| doldrums(2)|0|A
stringbeans|çalı fasulyesi| doldrums(2)|0|A
stroll|ağır ağır dolaşmak (=go for a stroll=dolaşmaya çıkmak)| doldrums(2)|0|A
strongly|güçlü, kuvvetli, şiddetli| doldrums(2)|0|A
structure|yapılandırmak| doldrums(2)|0|A
student|öğrenci| doldrums(2)|0|A
studentloan|ögrenci  bursu kredisi| doldrums(2)|0|A
studio|stüdyo| doldrums(2)|0|A
study|çalışma, okuma, öğrenme| doldrums(2)|0|A
stuffing|dolgu maddesi| doldrums(2)|0|A
subband|altband| doldrums(2)|0|A
subject to|(ölüme, yalnız kalmaya vb) maruz kalmış; …e bağlı; tesiri altında| doldrums(2)|0|A
subject|konu, mevzu| doldrums(2)|0|A
subsequent|folgend, nachträglich| doldrums(2)|0|A
subsequent|sonraki, sonra gelen, (belirli bir olayı) takip eden| doldrums(2)|0|A
subsequent|succeeding, following, ensuing, happening after| doldrums(2)|0|A
subsequently|sonradan| doldrums(2)|0|A
substance|madde, materyal, cisim| doldrums(2)|0|A
substantial|çok önemli, önemli ölçüde| doldrums(2)|0|A
substantiate|kanıtlamak| doldrums(2)|0|A
substitute|yerine geçmek| doldrums(2)|0|A
substitutional|vekaleten, yerine geçen| doldrums(2)|0|A
substrate|taban| doldrums(2)|0|A
subtle|ustaca, mahirâne; ince; zeki/ince, kurnazca| doldrums(2)|0|A
suburb|bir şehrin dış mahallesi, banliyö| doldrums(2)|0|A
subway|metro| doldrums(2)|0|A
succeed|başarmak| doldrums(2)|0|A
sue|dava açmak| doldrums(2)|0|A
sufficiently|yeterli miktarda, yeteri kadar| doldrums(2)|0|A
suffrage|oy kullanma hakkı| doldrums(2)|0|A
sugar|şeker| doldrums(2)|0|A
suggest|önermek| doldrums(2)|0|A
suggestion|öneri, tavsiye| doldrums(2)|0|A
suggestive of|manalı, imalı, insanın aklına bir şey getiren| doldrums(2)|0|A
suit|takım elbise; yakışmak (kıyafetin vb)| doldrums(2)|0|A
suitcase|bavul, valiz| doldrums(2)|0|A
summarize|özetlemek| doldrums(2)|0|A
summary|özet| doldrums(2)|0|A
summer|yaz| doldrums(2)|0|A
sun hat|güneş şapkası| doldrums(2)|0|A
sun|güneş| doldrums(2)|0|A
sunday|pazar| doldrums(2)|0|A
sunglasses|güneş gözlüğü| doldrums(2)|0|A
superlative|en iyi| doldrums(2)|0|A
supervise|denetlemek| doldrums(2)|0|A
supply|tedarik etmek, sağlamak; kaynak *** supply of water=su kaynağı| doldrums(2)|0|A
support|desteklemek| doldrums(2)|0|A
supportive|destek veren, anlayış gösteren; yardımsever, şefkatli| doldrums(2)|0|A
suppress|(duygularını, bağışıklık sistemini vb) baskılamak| doldrums(2)|0|A
sure|emin| doldrums(2)|0|A
surpass|üstün olmak, geride bırakmak, üstün olmak| doldrums(2)|0|A
surrender|teslim olmak X surround| doldrums(2)|0|A
survey|incelemek, teftiş etmek| doldrums(2)|0|A
suspect|şüphe, şüpheli| doldrums(2)|0|A
suspend|askıda , muallakta bırakmak, okuldan uzaklaştırma| doldrums(2)|0|A
suspicion|şüphe| doldrums(2)|0|A
sustain|güçlendirmek| doldrums(2)|0|A
sweater|süveter, kazak| doldrums(2)|0|A
sweet|tatlı| doldrums(2)|0|A
swim|yüzmek| doldrums(2)|0|A
swim-suit|mayo| doldrums(2)|0|A
switch|elektrik düğmesi| doldrums(2)|0|A
syllable|hece| doldrums(2)|0|A
symbolize|sembolize etmek| doldrums(2)|0|A
symptom|semptom, belirti (hastalık vb için)| doldrums(2)|0|A
synthesize|sentezle birleştirmek| doldrums(2)|0|A
systematize|sistemleştirmek| doldrums(2)|0|A
table|masa; çizelge| doldrums(2)|0|A
tabulate|çizelgelemek| doldrums(2)|0|A
tail off|azalarak kaybolmak| doldrums(2)|0|A
tail|uzantı, kuyruk| doldrums(2)|0|A
tailing of states|durumların sarkması| doldrums(2)|0|A
tails of states|band sarkmaları| doldrums(2)|0|A
take off|havalanmak; taklit emek| doldrums(2)|0|A
take on|(sorumluluk vb) üstlenmek| doldrums(2)|0|A
take over|take charge of=devralmak| doldrums(2)|0|A
take up (with)|hobi edinmek, yer zaman kaplamak| doldrums(2)|0|A
take|almak, götürmek| doldrums(2)|0|A
takecharge of|sorumluluğunu üstlenmek| doldrums(2)|0|A
takethelead|liderliği ele geçirmek| doldrums(2)|0|A
talk|konuşmak, konuşma| doldrums(2)|0|A
tall|uzun boylu| doldrums(2)|0|A
tame|evcil hayvan (=docile, domesticated)| doldrums(2)|0|A
tan|güneşte yanmış ten rengi| doldrums(2)|0|A
tango|bir dans ve müzik çeşidi| doldrums(2)|0|A
tape|şerit, bant| doldrums(2)|0|A
tapestry|duvar halısı| doldrums(2)|0|A
taste|tadına bakmak| doldrums(2)|0|A
tasteful|zevkli, zevkine düşkün kişi; zevkle hazırlanan (desen vb)| doldrums(2)|0|A
tasty|lezzetli| doldrums(2)|0|A
taxi|taksi| doldrums(2)|0|A
tea|çay| doldrums(2)|0|A
teach|öğretmek| doldrums(2)|0|A
teacher|öğretmen| doldrums(2)|0|A
team|takım, ekip| doldrums(2)|0|A
teenager|13-19 yaş arası kimseler| doldrums(2)|0|A
telephone|telefon| doldrums(2)|0|A
television|televizyon| doldrums(2)|0|A
telex|teleks| doldrums(2)|0|A
tell|birisine söylemek| doldrums(2)|0|A
temperature|derece| doldrums(2)|0|A
temple|tapınak, mabet (=shrine, sanctuary)| doldrums(2)|0|A
tend|eğilim göstermek| doldrums(2)|0|A
tenderness|şefkat, merhamet, anlayış (=affection)| doldrums(2)|0|A
tennis|tenis| doldrums(2)|0|A
tense|fiil zamanı| doldrums(2)|0|A
term|dönem, devre| doldrums(2)|0|A
terminal|ölümcül (hastalık) (=perishing); uçta/sonda bulunan, son| doldrums(2)|0|A
terminate|(sözleşme, kontrat vb) sonlandırmak; yok etmek| doldrums(2)|0|A
terrace|(bir yamaçta) sekiler yapmak, (yamacı) sekilemek, teraslamak| doldrums(2)|0|A
terrace|(damdaki) taraça, teras; seki, set, taraça, teras| doldrums(2)|0|A
terrace|(evin bitişiğindeki/yakınındaki tabanı döşeli) taraça, teras| doldrums(2)|0|A
terrace|Alm:Terrasse; Höhenweg; Panoramaweg; Gartenstraße| doldrums(2)|0|A
terrace|İng. sıraevler; İng. sıraevlerin bulunduğu sokak| doldrums(2)|0|A
terrible|berbat, pekkötü| doldrums(2)|0|A
terrific|müthiş, çok iyi| doldrums(2)|0|A
territory|bölge, arazi| doldrums(2)|0|A
test|test; test etmek| doldrums(2)|0|A
testimony|kanıt; şahitlik,şahadet| doldrums(2)|0|A
than …|..den daha| doldrums(2)|0|A
thank|teşekkür etmek| doldrums(2)|0|A
that|şu, o| doldrums(2)|0|A
the rest of…|…’nın geri kalanı| doldrums(2)|0|A
theatre|tiyatro| doldrums(2)|0|A
their|onların| doldrums(2)|0|A
theirs|onlarınki| doldrums(2)|0|A
them|onları, onlara| doldrums(2)|0|A
themselves|onlar, kendileri| doldrums(2)|0|A
then|o zaman, o vakit, sonra| doldrums(2)|0|A
there|orada, oraya| doldrums(2)|0|A
these|bunlar| doldrums(2)|0|A
they|onlar| doldrums(2)|0|A
thin|ince, zayıf| doldrums(2)|0|A
thing|şey, nesne| doldrums(2)|1|A
think|düşünmek, zannetmek| doldrums(2)|0|A
third|üçüncü| doldrums(2)|0|A
this|bu| doldrums(2)|0|A
those|şunlar| doldrums(2)|0|A
though|her ne kadar,…e rağmen| doldrums(2)|0|A
thoughtless|düşüncesiz, patavatsız, kaba (=tactless, rude)| doldrums(2)|0|A
thousand|bin| doldrums(2)|0|A
threshold|eşik| doldrums(2)|0|A
thriller|dedektiflik veya macera kitabı| doldrums(2)|0|A
through|içinden, biryandan| doldrums(2)|0|A
throughout|boyunca| doldrums(2)|0|A
throw out|(çöp vb) dışarı atmak| doldrums(2)|0|A
throw|atmak, fırlatmak| doldrums(2)|0|A
thunderstorm|yıldırımlı fırtına| doldrums(2)|0|A
thursday|perşembe| doldrums(2)|0|A
ticket|bilet, ceza makbuzu| doldrums(2)|0|A
tie|bağlamak; kravat bağlamak; ayakkabı bağını bağlamak| doldrums(2)|0|A
tighten one’(s.)|belt kemeri sıkmak| doldrums(2)|0|A
tighten|sıkılaştırmak; sıkıştırmak; sıkışmak; gerginleşmek| doldrums(2)|0|A
time|zaman, an| doldrums(2)|0|A
tired|yorgun| doldrums(2)|0|A
tissue|absorbent tissue paper for use as a handkerchief| doldrums(2)|0|A
tissue|aggregate of cells of a particular kind; fabric; fine lightweight paper| doldrums(2)|0|A
tissue|doku; yumuşak kağıt. Alm: n Gewebe; n Taschentuch; m Stoff; n Seidentuch| doldrums(2)|0|A
tissue|doku; yumuşak kağıt| doldrums(2)|0|A
title|başlık; ünvan| doldrums(2)|0|A
to defer|-e boyun eğmek, kararı başkasına bırakmak| doldrums(2)|0|A
toast|tost, tost ekmeği| doldrums(2)|0|A
today|bugün| doldrums(2)|0|A
toe|ayak parmağı| doldrums(2)|0|A
toenail|ayak tırnağı| doldrums(2)|0|A
together|birlikte, beraber| doldrums(2)|0|A
toilet|tuvalet, helâ| doldrums(2)|0|A
tomato|domates| doldrums(2)|0|A
tomb|mezar, kabir, türbe (=grave)| doldrums(2)|0|A
tomorrow|yarın| doldrums(2)|0|A
tonight|bu gece| doldrums(2)|0|A
too|dahi, keza, fazla; (Almancası) auch; zuviel; zu; zu sehr| doldrums(2)|0|A
tooth|diş| doldrums(2)|0|A
toothpaste|diş macunu| doldrums(2)|0|A
top|tepe, zirve| doldrums(2)|0|A
touch|dokunma, dokunmak| doldrums(2)|0|A
tough|(yiyecek vb) çiğnenmez, iyi pişmemiş| doldrums(2)|0|A
tough|sert, katı, dayanıklı madde| doldrums(2)|0|A
tower|kule| doldrums(2)|0|A
town|kent, kasaba; kule| doldrums(2)|0|A
toy|oyuncak| doldrums(2)|0|A
trace|iz; izini sürmek| doldrums(2)|0|A
trade|ticaret yapmak, alım satım yapmak; ticaret| doldrums(2)|0|A
traditional|geleneksel| doldrums(2)|0|A
traffic|trafik| doldrums(2)|0|A
trail|iz, patika| doldrums(2)|0|A
train|eğitmek, eğitim görmek (educate); idman/antrenman yapmak| doldrums(2)|0|A
tram|tramvay| doldrums(2)|0|A
transcribe|uyarlamak| doldrums(2)|0|A
transfer|çevirmek| doldrums(2)|0|A
transform|dönüştürmek| doldrums(2)|0|A
translate|tercüme etmek| doldrums(2)|0|A
transmit|göndermek, iletmek (mesaj vb); (hastalık vb) bulaştırmak| doldrums(2)|0|A
transparent|saydam| doldrums(2)|0|A
transportation|ulaşım, nakliyat| doldrums(2)|0|A
trapping|tuzaklanma| doldrums(2)|0|A
trash|çöp (=garbage)| doldrums(2)|0|A
travel|yolculuk etmek| doldrums(2)|0|A
traveler|yolculuk yapan kişi| doldrums(2)|0|A
traveler’s check|seyahat çeki| doldrums(2)|0|A
tray|tepsi| doldrums(2)|0|A
treasure|hazine| doldrums(2)|0|A
treat|davranmak; elden geçirmek; tedavi etmek *** treatment| doldrums(2)|0|A
treatment|işleyiş| doldrums(2)|0|A
treaty|antlaşma| doldrums(2)|0|A
tree|ağaç| doldrums(2)|0|A
trench coat|trençkot, yağmurluk| doldrums(2)|0|A
trick|hile, tuzak, çeldirme (play a trick on=kandırmak, kötü şaka ypm)| doldrums(2)|0|A
trim|(ağaç) budamak; (saç) kırpmak, kesmek| doldrums(2)|0|A
trip|kısa yolculuk| doldrums(2)|0|A
tripe|işkembe| doldrums(2)|0|A
triple|üç kat artmak| doldrums(2)|0|A
trouble|dert, bela| doldrums(2)|0|A
troubleshoot|sorunu bulup gidermek| doldrums(2)|0|A
troubleshooting|sorun giderme, arıza arama| doldrums(2)|0|A
true|doğru, gerçek| doldrums(2)|0|A
truthful about|sadece doğruyu söyleyen; gerçeklere uygun, doğru (söz)| doldrums(2)|0|A

..:: Diğer Konular ::..

Share your thoughts, post a comment.

(required)
(required)

Note: HTML is allowed. Your email address will never be published.

Subscribe to comments