Yeni Kelime – 4Yazı Bilgileri
- 26 Mart 2011
- Not
- Comments Below
- 1175 Words
defy|oppose, resist; challenge||0|A
degeneration|yozlaşma, aslını kaybetme||0|A
degradation|aşağılık bir durum; itibarsızlık; aşağılaşma; rütbeyi indirme||0|A
delay|geciktirmek||0|A
delegate|yetki ile göndermek||0|A
deliberation|ağırbaşlılık; düşünüp taşınma||0|A
delicious|lezzetli, nefis||0|A
delightful|zevkli, hoş||0|A
deliver|siparişi teslim etmek (=distribute); doğurmak||0|A
demand|talep, istek;talep etm, istemek ***in demand=revaçta||0|A
demobilize|askerden terhis etmek||0|A
demolish|yıkmak, parçalamak (=do away with)||0|A
demonstrate|uygulamalı şekilde göstermek(=show); gösteri yap.||0|A
denominator|payda||0|A
dentist|diş hekimi||0|A
deny|inkâr etmek; yapmasını yasaklamak||0|A
department store|büyük mağaza||0|A
department|departman, bölüm||0|A
depend|bir şeye bağlı olmak||0|A
deplete|boşaltmak, tüketmek, bitirmek||0|A
deploy|açmak, yaymak||0|A
depress|üzmek (=sadden, upset); bastırmak (=press down)||0|A
depressed|morali bozulmuş||0|A
derive from|çıkarmak, gelmek||0|A
descend|inmek, azalmak||0|A
describe|tanımlamak, tasvir etmek||0|A
desert|çöl||0|A
deserve|hak etmek||0|A
design|planını çizmek, tasarlamak, dizayn etmek||0|A
designer|modelci desinatör||0|A
desire|istek, arzu; çok istemek, arzu etmek (=wish)||0|A
desk|sıra, çalışma masası||0|A
desolate|mutsuz, kederli (=depressed); terkedilmiş (=deserted)||0|A
despite|…e rağmen||0|A
dessert|tatlı||0|A
destination|hedef, varılacak yer, gidilecek yer||0|A
destiny|kader, kısmet||0|A
destroy|yıkmak, yok etmek (=damage, ruin)||0|A
detail|ayrıntılı olarak anlatmak||0|A
detain|alıkoymak, göz altında tutmak (=take into custody)||0|A
detect|meydana çıkarmak, işin aslını ortaya çıkarmak (=discover, notice)||0|A
detection|teşhis etmek, belirlemek||0|A
detective|dedektif||0|A
deter (someone) from|caydırmak, engel olmak (=discourage)||0|A
deteriorate|kötüleşmek, kötüye gitmek (=aggravate, worsen)||0|A
determination|azim, kararlılık (=ambition); inat (=stubbornness, obstinacy)||0|A
determine|kararlaştırmak||0|A
devastate|yıkmak, harap etmek, tahrip etmek (=destroy)||0|A
develop|(foto) film banyo ettirmek||0|A
develop|(vücudun ürettiği hastalığa) yakalanmak “develop cancer”||0|A
develop|geliş(tir)mek, genişle(t)mek, ortaya atmak (teori, fikir vb)||0|A
deviate|sapmak, yönünü değiştirmek (=diverge, stray)||0|A
deviation|sapma, inhiraf, yoldan çıkma. Almancası: f Abweichung, f Deviation||0|A
devise|tasarlamak, icat etmek||0|A
devote|adamak||0|A
diagnose as|teşhis etmek||0|A
diagnose|teşhis etmek||0|A
dial|telefon numaralarını çevirmek||0|A
dialogue|karşılıklı konuşma||0|A
diamond|elmas||0|A
dictionary|sözlük||0|A
die|ölmek. Alm:sterben; absterben; eingehen||0|A
die|ölmek. cease living; be extinguished; stop; desire, long for, pine for||0|A
die|ölmek||0|A
difference|fark, farklılık||0|A
different|farklı, ayrıcalıklı||0|A
differentiate|ayırmak (=distinguish)||0|A
difficult|güç, zor||0|A
difraction|kırınım||0|A
dim|loş, donuk, parlak olmayan||0|A
dime|Amerika’da on sentlik madeni para||0|A
diminish|azalmak (=decline)||0|A
dimmer|Alm: m Helligkeitsregler, Dimmer||0|A
dimmer|device for regulating the intensity or brightness of a light; someone or something that dims||0|A
dimmer|Elektrik akım şiddetini el ile çevirerek ayarlayan anahtar, reosta||0|A
dine|akşam yemeği vermek||0|A
dining-room|yemek odası||0|A
dinner roll|bir kişilik yuvarlak ekmek||0|A
dinner|akşam yemeği||0|A
dip|daldırmak||0|A
direct|doğrulamak; dosdoğru; yönetmek; (turiste vb) yol göstermek (guide)||0|A
direction|yön, taraf||0|A
directions|emirler, talimat||0|A
director|yönetici, müdür, yönetmen||0|A
disadvantage|dezavantaj||0|A
disagree|fikre iştirak etmemek, uyuşmamak||0|A
disappear|gözden kaybolmak||0|A
disappearance|n Verschwinden||0|A
disappearance|ortadan/gözden kaybolma (=vanish); ceasing to exist||0|A
disclose|açığa çıkarmak, gün ışığına çıkarmak (=reveal, display)||0|A
discover|keşfetmek||0|A
discriminate (against)|(ırk, yaş, cinsiyet vb) ayrımcılık yapmak||0|A
discuss about|tartışmak (=argue)||0|A
discuss|tartışmak||0|A
disease|hastalık, maraz (=illness, ailment)||0|A
disestablish|yerinden etmek||0|A
disguise|değiştirilmiş kılık||0|A
dish|pişmiş ya da hazırlanmış yiyecek||0|A
dislike|hoşlanmamak||0|A
dismantle|sök,sökmek parçalarına ayırmak||0|A
dismaye|korkutmak, dehşete düşürmek||0|A
dismiss|kovmak (işten), kafasından çıkarmak||0|A
dismissal| kovma, başından savma||0|A
dispatch|göndermek, yollamak (=send, submit)||0|A
dispense|dağıtmak||0|A
displace|yerinden çıkarmak, yerini değiştirmek; yerini almak||0|A
displacement|(fiz.) bir geminin ihraç ettiği suyun ağırlığı||0|A
displacement|yerinden çıkarma veya çıkarılma||0|A
display|göstermek, sergi *** on display=sergide||0|A
displeased|hoşnut kalmamış, memnun olmayan (discontented, unsatisfied)||0|A
dispose of|başından atmak, — den kurtulmak (get rid of)||0|A
disprove|çürütmek||0|A
dispute|tartışmak, anlaşamamak (disagree); anlaşmazlık (controversy)||0|A
disqualify|diskalifiye etmek, elemek, yetersiz görmek||0|A
disregard own|aldırmamak, ihmal etmek||0|A
dissect|dikkatle incelemek||0|A
disseminate|(bilgi, fakir vb) yaymak, dağıtmak||0|A
dissipate|dağıtmak, dağılmak||0|A
dissociate|ayırmak, ayrı tutmak||0|A
distant|mesafe||0|A
distinct|farklı, ayrı, bağımsız (=different); açık seçik, net (=clear)||0|A
distinguish|ayırmak, farkını söylemek (=differentiate)||0|A
distinguishable|görülebilir, ayırtedilebilir||0|A
distort|(olayın aslını) çarpıtmak, farklı bir anlam yüklemek (misrepresent)||0|A
distress|tehlike; acı, ıstırap||0|A
distribute|bölüştürmek, dağıtmak (deliver, hand out)||0|A
dive|suya dalmak||0|A
diver|dalgıç||0|A
divert|(trafik yönünü vb) başka yöne çevirmek; dikkatini dağıtmak||0|A
divorced|boşanmış, eşinden ayrılmış||0|A
dizzy|başı dönen, kendini bayılacak gibi hisseden (giddy)||0|A
do|yapmak||0|A
docile|uysal, evcil||0|A
doctor|doktor||0|A
document|belgelemek||0|A
dog|köpek||0|A
doldrums|okyanusların ekvator dolaylarındaki durgun veya az rüzgârlı kısımları| doldrums(2)|0|A
dollar|dolar| doldrums(2)|0|A
dominate|egemen/baskın olmak, hakim olmak, idaresi altına almak| doldrums(2)|0|A
donate|(para, kan vb) bağış yapmak (=contribute)| doldrums(2)|0|A
donation|(para, kan vb) bağış yapmak (=contribution)| doldrums(2)|0|A
door|kapı| doldrums(2)|0|A
doorway|kapı aralığı, antre| doldrums(2)|0|A
dot|nokta| doldrums(2)|0|A
double|çift; katlamak| doldrums(2)|0|A
doubt|şüphe, şüphede olmak.Alm: m Zweifel; zweifeln| doldrums(2)|0|A
doubt|şüphe,şüphede olmk. misgiving,lack of certainty;be uncertain,have misgivings| doldrums(2)|0|A
down|aşağı, aşağıya| doldrums(2)|0|A
downtown|şehir merkezi| doldrums(2)|0|A
dowry|çeyiz| doldrums(2)|0|A
dozen|düzine (12 adet)| doldrums(2)|0|A
draft|taslağını çizmek| doldrums(2)|0|A
dramatic|ani, çok hızlı (fiyatlarda ani ve hızlı artış gibi)| doldrums(2)|0|A
dramatic|tiyatro ile ilgili (=theatrical); kayda değer (=drastic)| doldrums(2)|0|A
dramatize|dramatikleştirmek| doldrums(2)|0|A
draw attention|dikkatini çekmek| doldrums(2)|0|A
draw|(resim) çizmek; (perde) çekmek, kenara almak; (sonuç) çıkarmak| doldrums(2)|0|A
dream|düş, rüya, rüya görmek| doldrums(2)|0|A
dress code|(bir işyerinde veya okulda) kıyafet genelgesi| doldrums(2)|0|A
dress|entari, elbise| doldrums(2)|0|A
dress|giyinmek, giydirmek| doldrums(2)|0|A
dresser|tabak dolabı, büfe; giydiren; iyi giyinen| doldrums(2)|0|A
drink|içecek şey| doldrums(2)|0|A
drive|araba sürmek, araba gezintisi| doldrums(2)|0|A
drop out of|(okulu vb) terketmek, bırakmak| doldrums(2)|0|A
drug addict|eroin bağımlısı| doldrums(2)|0|A
drug dealer|eroin ticareti yapan kişi| doldrums(2)|0|A
drugstore|eczane| doldrums(2)|0|A
drum|davul, trampet| doldrums(2)|0|A
dry|kuru; yağmursuz, kurak; kurutmak, kurumak, susamış; suyu çekilmiş| doldrums(2)|0|A
dry|yavan, sevimsiz, kuru; basit, sade ve eğlendirici; sütü kesilmiş (inek)| doldrums(2)|1|A
due to|-den dolayı| doldrums(2)|0|A
during|müddetince, süresince, esnasında| doldrums(2)|0|A
dustbin|çöp kutusu (=trash can)| doldrums(2)|0|A
dwarf|cüce| doldrums(2)|0|A
each|her, herbiri| doldrums(2)|0|A
eager|istekli, arzulu| doldrums(2)|0|A
eagle|kartal| doldrums(2)|0|A
ear|kulak| doldrums(2)|0|A
early|erken| doldrums(2)|0|A
earn|kazanmak| doldrums(2)|0|A
earth|yeryüzü, dünya| doldrums(2)|0|A
earthquake|zelzele, deprem| doldrums(2)|0|A
easily|kolaylıkla, kolayca| doldrums(2)|0|A
east|doğu| doldrums(2)|0|A
easy|kolay| doldrums(2)|0|A
easy-chair|koltuk| doldrums(2)|0|A
eat|birşey yemek| doldrums(2)|0|A
economical|ekonomik, pahalı olmayan| doldrums(2)|0|A
economics|ekonomi, iktisat| doldrums(2)|0|A
edit|bir kitabı basılabilir hale getirmek, editörlük yapmak| doldrums(2)|0|A
edit|yayına hazırlamak| doldrums(2)|0|A
edition|(kitap için) basım, baskı, yayın| doldrums(2)|0|A
educate|eğitmek (=train)| doldrums(2)|0|A
education|eğitim, öğretim, tahsil| doldrums(2)|0|A
effect|etki (=influence, impact) *have an effect on=üzerinde etkisi olmak; etkilemek| doldrums(2)|0|A
efficiency|verimlilik| doldrums(2)|0|A
egg|yumurta| doldrums(2)|0|A
egyptian|mısırlı| doldrums(2)|0|A
either|her iki; ikisinden biri| doldrums(2)|0|A
Eject|Çıkartmak| doldrums(2)|0|A
Elapsed Time|Geçen Süre| doldrums(2)|0|A
elect|seçmek (=vote for)| doldrums(2)|0|A
election|oyla seçim| doldrums(2)|0|A
electrify|heyecanlandırmak| doldrums(2)|0|A
Electronic Cash Register|Elektronik Yazarkasa| doldrums(2)|0|A
elementary school|ilk okul| doldrums(2)|0|A
elementary|temel, başlangıç| doldrums(2)|0|A
elephant|fil| doldrums(2)|0|A
elevator|asansör| doldrums(2)|0|A
eliminate|elemek,…den kurtulmak (get rid of)| doldrums(2)|0|A
eliminate|yok etmek, yıkmak (destroy)| doldrums(2)|0|A
elimination|ortadan kaldırma, bertaraf etme; hesaba katmama| doldrums(2)|0|A
elongate|İng: lengthen, extend, make longer. Alm: verlängern, strecken| doldrums(2)|0|A
elongate|uzatmak, sürdürmek; uzamış; uzatılmış; uzatma, sürdürme; uzama, devam| doldrums(2)|0|A
else|başka| doldrums(2)|0|A
embark on|-e başlamak, girişmek| doldrums(2)|0|A
embarrass|utandırma (=humiliate)| doldrums(2)|0|A
embattle|savaş halinde; güç durumda, sıkışmış| doldrums(2)|0|A
embellish|süsleyerek güzelleştirmek| doldrums(2)|0|A
embrace|kucaklamak (=hug, cuddle); (fikir, din vb) benimsemek| doldrums(2)|0|A
emerge|ortaya çıkmak (=come out)| doldrums(2)|0|A
Emergency Recovery|Acil Durum Kurtarması| doldrums(2)|0|A
emergency|acil| doldrums(2)|0|A
emergent|ortaya çıkan| doldrums(2)|0|A
emotion|heyecan, duygu, coşku| doldrums(2)|0|A
empathize|kendini başkasıyla özdeşleştirmek| doldrums(2)|0|A
emphasize|vurgulamak| doldrums(2)|0|A
employ|işe almak, çalıştırmak; (yöntem vb) uygulamak| doldrums(2)|0|A
employee|çalışan, ücretli, işçi| doldrums(2)|0|A
empty|boşaltmak; boş| doldrums(2)|0|A
emulate|taklit etmek (=imitate, copy)| doldrums(2)|0|A
enable|etkinleştirmek, imkân vermek| doldrums(2)|0|A
enable|make possible,make capable;allow,give power to.Alm:ermöglichen;erlauben| doldrums(2)|0|A
enact|yasa çıkarmak| doldrums(2)|0|A
enclose|çevresini sarmak| doldrums(2)|0|A
Encode|Kodlamak| doldrums(2)|0|A
encounter|karşılaşmak ( to face)| doldrums(2)|0|A
encourage|teşvik etmek, cesaretlendirmek| doldrums(2)|0|A
Encrypt|Şifrelemek| doldrums(2)|0|A
end table|bir çeşit küçük masa| doldrums(2)|0|A
End User|Son Kullanıcı| doldrums(2)|0|A
end|son, bitmek| doldrums(2)|0|A
endure|dayanmak| doldrums(2)|0|A
enemy|düşman| doldrums(2)|0|A
enforce|zorla kabul ettirmek| doldrums(2)|0|A
engaged|nişanlanmış kimse| doldrums(2)|0|A
engineer|mühendis; (kötü bir şeye) planla neden olmak| doldrums(2)|0|A
english|ingiliz, ingilizce| doldrums(2)|0|A
enhance|büyülemek; çoğaltmak| doldrums(2)|0|A
enhancement|yükseltme, artırma, çoğaltma (improvement, enrichment)| doldrums(2)|0|A
enjoy|hoşlanmak, zevk almak| doldrums(2)|0|A
enjoyable|hoş, eğlenceli zevkli| doldrums(2)|0|A
enlarge|büyütmek, genişletmek| doldrums(2)|0|A
enlist|askere almak| doldrums(2)|0|A
enough|yeterli, kafi derecede| doldrums(2)|0|A
enquire|soruşturmak| doldrums(2)|0|A
enslave|köleleştirmek, esir etmek| doldrums(2)|0|A
ensure|birini temin etmek/emin kılmak, birine garanti vermek| doldrums(2)|0|A
enter|girmek| doldrums(2)|0|A
entertain|eğlendirmek| doldrums(2)|0|A
entertainment|eğlence| doldrums(2)|0|A
entirely|tamamen (=completely)| doldrums(2)|0|A
entrance|giriş| doldrums(2)|0|A
entree|giriş, giriş müsaadesi, giriş hakkı; esas yemek| doldrums(2)|0|A
envy|kıskanmak, imrenmek| doldrums(2)|0|A
epic|destansı (şiir vb)| doldrums(2)|0|A
episode|olay, serüven; (roman, TV, piyes vb.) bölüm, dizi, kısım| doldrums(2)|0|A
equal|eşit, adil| doldrums(2)|0|A
equality|eşitlik (=parity, fairness)| doldrums(2)|0|A
equally spaced lower-energy peaks|eşit aralıklarla ayrılmış düşük enerji pikleri| doldrums(2)|0|A
equate|eşitlemek| doldrums(2)|0|A
equilibrate|denge sağla; denge sağlamak, denk kılmak, denkleştirmek| doldrums(2)|0|A
equip|donatmak ***equipment=donanım, teçhizat| doldrums(2)|0|A
equipment|donanım| doldrums(2)|0|A
equivalent|karşılık, denk=aynı değerde olan birşey| doldrums(2)|0|A
erode|yıpratmak, aşınmak| doldrums(2)|0|A
errand|ufak tefek işler görme| doldrums(2)|0|A
Error Log|Hata Günlüğü| doldrums(2)|0|A
Error Recovery|Hata Düzeltme, Hata Giderme| doldrums(2)|0|A
erupt|patlamak| doldrums(2)|0|A
especially|özellikle| doldrums(2)|0|A
essentially|esasında, gerçekte| doldrums(2)|0|A
establish|kurmak, tesis etmek; doğruluğunu kanıtlamak, kabul etttirmek| doldrums(2)|0|A
establishment|kurum, kuruluş| doldrums(2)|0|A
estimate|tahmini bir şey/rakam söylemek, tahmin etmek(=guess)| doldrums(2)|0|A
estimation|tahmin| doldrums(2)|0|A
eternal|kalıcı, ebedi| doldrums(2)|0|A
europe|avrupa| doldrums(2)|0|A
evaluate|değerlendirmek (=assess)| doldrums(2)|0|A
evaluation|değerlendirme (=assessment)| doldrums(2)|0|A
evaporation|buharlaşma| doldrums(2)|0|A
eve|akşam; arife gecesi; arife| doldrums(2)|0|A
eve|Alm: Eva (Vorname); m Abend, m Vorabend| doldrums(2)|0|A
eve|female first name; day or evening before a holiday or other event| doldrums(2)|0|A
eve|Havva (daughter of Eve: Havva’nın kızı); kadın; mütecessis (meraklı) kadın| doldrums(2)|0|A
eve|period of time before an important event| doldrums(2)|0|A
even|hâttâ, bile| doldrums(2)|0|A
evening dress|gece kıyafeti| doldrums(2)|0|A
evening|akşam| doldrums(2)|0|A
event|olay| doldrums(2)|0|A
eventually|er geç, nihayet, sonunda. Almancası: am Ende| doldrums(2)|0|A
ever|herhangi bir vakitte, hiç| doldrums(2)|0|A
every|her, herbir| doldrums(2)|0|A
everybody|herkes| doldrums(2)|0|A
everything|herşey| doldrums(2)|0|A
evidence|delil, tanıklık; vuzuh, açıklık; şahit; belirtmek, tasrih etmek, açıklamak| doldrums(2)|0|A
evidence|f Zeugenaussage,m Beweis,n Beweisstück, m Fakten; beweisen,bezeugen| doldrums(2)|0|A
evidence|proof, something which proves or disproves; offer proof, prove| doldrums(2)|0|A
evidently|şüphe götürmez bir şekilde, delillere dayanarak (=obviously)| doldrums(2)|0|A
evolve|değişmek, geliş(tir)mek (=develop); (Biyoloji) evrim geçirmek| doldrums(2)|0|A
exact|tam| doldrums(2)|0|A
exactly|tam olarak, tastamam| doldrums(2)|0|A
exaggerated|abartılı, mübalağalı| doldrums(2)|0|A
examine|incelemek| doldrums(2)|0|A
example|örnek| doldrums(2)|0|A
excavate|kazı yapmak| doldrums(2)|0|A
exceed|aşmak| doldrums(2)|0|A
excellent|mükemmel, çok iyi| doldrums(2)|0|A
except|-den başka, hariç. Alm: außer| doldrums(2)|0|A
excess carriers|fazladan oluşan taşıyıcılar| doldrums(2)|0|A
excess|aşırılık, ifrat, fazlalık; fazla, ziyade, artan| doldrums(2)|0|A
excessive|aşırı, abartılı (sayıda, miktarda)| doldrums(2)|0|A
exchange|takas etmek, değiş tokuş etmek (=swap)| doldrums(2)|0|A
excited|heyecanlı, heyecan verici| doldrums(2)|0|A
exciton|eksiton| doldrums(2)|0|A
exclude|çıkarmak| doldrums(2)|0|A
exclusive to|herkese açık olmayan, özel (otel, tatil yeri vb)| doldrums(2)|0|A
exclusively|sadece, yalnızca| doldrums(2)|0|A
excursion|keşif gezisi| doldrums(2)|0|A
excuse|affetmek özür dilemek| doldrums(2)|0|A
execute|icra etmek; idam etmek| doldrums(2)|0|A
exercise|alıştırma yapmak| doldrums(2)|0|A
exhausted|yorgun, bitkin| doldrums(2)|0|A
exhibit|göstermek, sergilemek| doldrums(2)|0|A
exist|var olmak, mevcut hale gelmek| doldrums(2)|0|A
existence|var oluş, mevcut olma| doldrums(2)|0|A
expand|genişlemek, büyümek, nüfuz olarak artmak| doldrums(2)|0|A
expect|ummak, beklemek| doldrums(2)|0|A
expectation|umut, beklenti| doldrums(2)|0|A
expense|masraf| doldrums(2)|0|A
expensive|pahalı| doldrums(2)|0|A
experience|tecrübe; tecrübe etmek, yaşamak; olay, vukuat| doldrums(2)|0|A
experiment|deney yapmak| doldrums(2)|0|A
expiate|kefaret vermek| doldrums(2)|0|A
expire|son kullanma tarihi gelmek, miadı dolmak| doldrums(2)|0|A
Expiry Date|Son Kullanma Tarihi| doldrums(2)|0|A
explain|izah etmek, açıklamak| doldrums(2)|0|A
explicit|açık, apaçık, net, belirgin| doldrums(2)|0|A
explicit|açık, kesin, anlaşılır| doldrums(2)|0|A
explode|patlamak| doldrums(2)|0|A
exploit|patlatmak, sömürmek| doldrums(2)|0|A
explore|araştırmak, keşfetmek| doldrums(2)|0|A
exponent|üst| doldrums(2)|0|A
export|ihraç etmek| doldrums(2)|0|A
expose|açıklamak, arz etm (=reveal); (tehlikeye vb) maruz bırakmak| doldrums(2)|0|A
express|ifade etmek, iletmek; çabuk, hızlı (=fast)| doldrums(2)|0|A
expression|anlatım, ifade| doldrums(2)|0|A
extend|(tatilin, ödevin vb) süresini uzatmak (=prolong)| doldrums(2)|0|A
extend|ekleme yapmak, genişletmek, uzatmak| doldrums(2)|0|A
extended|süresi uzatılmış| doldrums(2)|0|A
extension|uzatma, temdit| doldrums(2)|0|A
external evidence|harici delil, konu dışından gösterilen delil| doldrums(2)|0|A
external|dışsal| doldrums(2)|0|A
extinguish|söndürmek, bastırmak, ortadan kaldırmak, bitirmek, yok etmek| doldrums(2)|0|A
extinguish|söndürmek. Alm: löschen; auslöschen| doldrums(2)|0|A
extinguish|söndürmek. put out, quench; totally destroy, annihilate| doldrums(2)|0|A
extra|fazladan, ek; zam; özel| doldrums(2)|0|A
extract|ayıklamak, çıkarmak, genişletmek, seçip çıkarmak| doldrums(2)|0|A
extract|elde etmek, çekip çıkarmak (üzümden sirke elde etmek gibi)| doldrums(2)|0|A
extraordinary|fevkalade, olağanüstü (=exceptional); tuhaf, alışılmadık| doldrums(2)|0|A
eye|göz| doldrums(2)|0|A













Oyun-1